0 Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Hepsi bizim yakınımızdı ki…
Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.


Ertesi gün çocukların hiçbiri okula gelmedi...
13 Mayıs 2014, Çarşamba… Kömür madenleriyle bilinen Soma kasabasında meydana gelen elim facianın ertesi günü… Soma’da görev yapan öğretmenler “o gün bizim için çok zor başladı, çocuklarımızın hiçbiri okula gelmedi” diye anlatıyor. Öğretmen Emel Abadan “Öğretmenler odasında sürekli haberleri izliyorduk ve herkes ağlıyordu” diyor. Öğretmen Mustafa Sabur: “Çocuklar okula döndüğünde onlara ne söylerim diye içi içimi yiyordu. Derken bir gün Bilim Kahramanları Derneği’nden geldiler ve etkilenen çocuklar için bir projeleri olduğunu söylediler.”

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

2 Dijital Bankacılık Savaşları-Kampanyalar

dijital bankacılık
Türkiye'de Dijital Bankacılık
Türkiye'de dijital bankacılık(digital banking) ve dijital bankacılık hizmeti veren müşteri olduğum 3 farklı bankanın mukayeseli olarak avantaj ve dezavantajlarını sizlere tanıtacağım keyifli olmasını umduğum bir yazım ile daha sizlerleyim. Öncelikle dijital bankacılık nedir ve bu sektör nasıl işler kendimce bir açıklama yapayım size:

 Dijital bankacılık İngilizce (digital banking) şubeye gitme derdiniz olmadan tıpkı bankada işlem yapıyormuşsunuz gibi sizlere sanal bankacılık hizmeti sunan bir sistem. Peki sistem nasıl işliyor ? Sitemin temel işleyişi internet bankacılığı temelli arkadaşlar. Dijital bankacılık kullanıcıları tüm işlemlerini internet yahut telefon aracılığı ile yapıyor yani banka ortadan kaldırılıyor. Bu bankalar içinde kullanıcılar içinde avantaj oluyor. Banka yeni şube açmak zorunda kalmıyor (ki bu masraf demek) kullanıcı da şube şube dolaşmak derdinden kurtuluyor. Bankalar bu işin kârlı olduğunu görmüş olacaklar ki bu alana teşvik için ciddi kampanya yarışı içerisindeler. Peki ülkemizde dijital bankacılık macerası nasıl başladı bir göz atalım: Arkadaşlar ilk olarak Finansbank-Enpara ile ciddi bir yatırım ve sağlam altyapı ile bu işe girdi ve deyim yerinde ise domino taşı etkisi yaptı. Benim de dijital bankacılık ile tanışmama Enpara vesile oldu, halen de severek kullanıyorum. Enpara ne yaptı da bu kadar etkili oldu peki ?

 Öncelikle başvuru yaptıktan sonra ilgi ve alakaları ve sürecin sonuna kadar hatta süreç sonunda destek olmaları geri dönüş(feedback) beklemeleri ve bunları ciddiye almaları onlar için büyük avantaj oldu. Bu sayede milyonlarca kullanıcı edinler ve edinmeye devam ediyorlar. Piyasaya etkili bir kampanya ile girdiler(Yemeksepeti.com %20 iade) gibi. İnsanlara küçük süprizler yaparak kartlarını küçük hediyeler ile teslim ettiler ki ayrıntılar her zaman önemlidir. Ve her şeyden önemlisi rakipsizdiler ve risk alıp öncü oldular sektörde. Reklam filmleri dönmeye ve iyice ivmelenmeye kâra geçmeye başladıklarını gören diğer bankalar "Ya beyler biz napıyoruz adamlar deveyi havuduyla götürüyor, pastadan biz de pay kapmalıyız" fikrine kapılınca rekaber arttı ve alternatifler türedi. Yapı Kredi'nin Nuvo'su, Teb'in CepteTeb'i Abank'ın Mutlu Param'ı v.s Dijital bankacılık ülkemizde her geçen gün ilerliyor ve insanlar havale, eft v.b masraflar ödemekten kurtuldukları gibi akıılı telefon tablet ve bilgisayarlar aracılığı ile işlemlerini kısa sürede ve zahmetsizce halledebiliyorlar.

 Benim yazıyı oluştururken bir diğer maksadım kullanmış olduğum 3 farklı dijital bankacılık hizmetini avantajları ve dezavantajları ile sıralamak ve mukayese etmek. Belki birileri ya bunların hangisine başvursam daha ilgili daha iyi daha düzgün tertipli iş yapar bana zahmet çıkarmaz diyecektir ve bu yazıyı okuyacaktır kim bilir ? O zaman buyrun başlayalım:

1. Finansbank-ENPARA
enpara finansbank

Avantajları:

  • Rakiplerine göre bu işe ilk ve en etkili girişi yapan girişimci ruha sahip bankacılık hizmeti olması
  • İlk defa dijital bankacılık kullanan birisi olarak en ufak bir sorunumda dahi sıkıntı yaşamadım. Müşteri memnuniyeti fevkalede iyi ve müşteri hizmetleri kusursuz çalışıyor, sosyal medya hesapları aktif cevap alabiliyorsunuz. Dinamizm, mutlu müşteriler noktasında Enpara tecrübesi ile bir adım önde
  • Çeşitli kampanyalara ara vermeden devam etmesi ve yapacağı kampanyaları müşterilerine sorması. Diyelim ki bir kampanyaları vardı ve süresi bitti, yeni kampanya yapacaklar anket yapıp size soruyorlar ve ankete göre yeni kampanya seçiliyor. Şu an (steam, google play ve itunes'dan satın alacağınız ürünlere %50 indirim kampanyası var) ek olarak ayda 1 defa farklı ban ATMlerinden ücretsiz para çekimi kıyağını da unutmamak gerekir.
  • Kaliteli mobil uygulamaları ve işlevsel internet bankacılığı. Menüleri gayet kullanışlı ve basit özellikle Android kullancısı olarak Android uygulaması benim favorim. Gelen geri bildirimlere göre uygulama sürekli geliştiriliyor. 
  • Uygun faiz oranları.. Son dönemde biraz tekel olmanın rehaveti ile faiz oranlarını düşürmüş olsalar da Teb'in piyasaya muhteşem girişi akıllarını başlarına getirdi ve faiz oranları yükseldi.
  • Tek tıklama kolay külfetsiz, masrafsız ihtiyaç kredisini size sunması ve onaylanması halinde kredinizi imzaya, şubeye v.s gitmeden hesabınıza yatırması. Ben kredi kullanmadım ve üye yaptığım bir arkadaşım için kredi kullandık, çok kısa sürede sorunsuz bir biçimde parayı çekti arkadaşım ve artık arabası ile mutlu :)
  • Kartınızın teslimini bizzat kendi banka çalışanları aracılığı ile yapmaları diğerleri kurye gönderiyor ve sorunlar sorunlar sorunlar...
Dezavatajları:
  • Gelelim dezavatajlarına(her güzelin var bir kusuru) öncelikle belirtmek istediğim en büyük sorun Finansbank'ın Atm sayısının yetersiz olması ve bazı atmlerin paranızı tanımaması, yutması gibi saçma sorunlarla uğraşmanız. Bu kullanıcıların en çok sorun yaşadığı konuların başında geliyor. Mesela benim evimin yakınında bulunan Finansbank ATM'sine para yatırma özelliği yeni geldi. Sağ olsunlar.
  • Kredi kartı hizmeti sunmamaları.
  • Vallahi bunlar dışında sorun bulamadım, varsa siz söyleyin. Yiğidi öldür hakkını yeme Enpara'ya puanım 10/9
2. TEB-CepteTEB


cepteteb-bankacılık
Avantajları:
  • Piyasaya hızlı ve yeni giriş yapan dijital bankacılık hizmeti CepteTEB Enpara'nın en ciddi rakibi konumunda ve İzmir için işlemler çok kısa sürede ve sorunsuz biçimde hallediliyor. İlgi alaka süper. Sosyal medya hesapları aktif biçimde çalışıyor, müşteri temsilcileri keza öyle. Enpara'yı örnek almış olacaklar ki altyapıları ve sistem işleyişi mükemmele yakın diyebilirim. Özellikle kartınızın teslimi sırasında hediye paketinden çıkan Powerbank sizi mutlu edecektir. Bedava sirke baldan tatlıdır. Sırf Powerbank için kart alan kullanıcılar var orası ayrı konu tabi :)
  • Mobil uygulamaları ve internet bankacılığı oldukça işlevsel ve başarılı. Şans oyunları, fatura ödemeleri v.s mevcut ve sorunsuz biçimde kullanabiliyorsunuz. Android için geliştirilen uygulama şu an için oldukça iyi ama zamanla çok daha iyi olacaktır. 
  • Piyasaya girmeleri beraberinde rekabeti de getirdi çok hızlı yeni müşteriler kazanıyorlar ve ilk 55 bin müşterilerine sundukları Cepteteb kredi kartından kart ücresi v.s almayacaklarını söylüyorlar. Tabi bu ilk 55 bin için geçerli. Enpara'nın hali hazırda bir kredi kartı hizmeti olmadığını bir kez daha belirtmekte fayda var.
  • Rekabetçi yapıları ile beraber mevduatınıza verdikleri faiz oranı bir hayli iyi. %10 gibi bir rakam. Bunun yanında şu an bana göre en iyi kampanyaları yapan Dijital bankacılık hizmeti CepteTeb. Yemeksepeti.com'da %20 indirim ve ulaşımda (uçak, tren, otobüs) yapacağınız bilet alımlarında %50 indirim. 6 aylık bedava Eset Smart Security gibi avantajlar. Özellikle ulaşım kampanyası ile yemeksepeti kampanyası çok rağbet görüyor. Kartımı teslim için eve gelen temsilci ile yaptığım görüşmelerde bir hayli yoğun olduklarını ve kart yetiştiremediklerini öğrenmiştim zaten. 
  • Atmlerinde herhangi bir sorun yok. Aksine atmlerini genelde İzmir için konuşuyorum hemen her yerde buluyorum. Bir bankada en nefret ettiğim şey bir atmnin sadece para çekme girişi olması ve para yatırılamamasıdır Teb'de bu durumla karşılaşmadım. Telefon ile ilgili ve alakal da gayet iyi, müşteri hizmetleri aktif ve sorunsuz çalışıyor. Yine twitter üzerinden soru ve sorunlarınızı iletebiliyorsunuz. Anında yanıt geliyor. Fav da yapıyor keratalar :) Retweet bile ediyorlar ara sıra.
  • Yine enpara gibi imza formatlite v.s olmadan kredi hizmeti sunuyorlar fakat enparadan biraz daha zor kredi işlemleri Cepteteb'in bilginiz olsun. Kredi kartı sunmaları en büyük avantajları.
Dezavantajları: 
  • İzmir için banka temsilcileri ile teslimat yapsalar da diğer illere Aktif ileti denilen rezil kurye servisi ile çalıştıklarını öğrendim ve gelen temsilciye açıp ekşi sözlükte aktif ileti ile ilgili entryleri okumalarını tavsiye ettim. Rezalet bir kurye hizmeti.
  • Şu an için başka bir yamuklarını görmüş değilim, oldukça kaliteli bir iş ve hakkını veriyorlar(umarım gaza gelip biz olduk demezler) Cepteteb'e puanım 10/9
3.Yapı Kredi-NUVO


nuvo-yky-banka
Avantajları:
  • Vallahi Nuvo hakkında epey sitem işiteceksiniz benden bunu bilerek okuyun. Kampanyalarından piyasaya ilk girdiklerinde yaptıkları 4 alışverişten 1'i bedava (50 TL ye kadar) çok ilgi görmüştü fakat şimdi sektör kısıtlaması getirdiler, insanlar haliyle memnun değiller. Ama yine de ilgi gören bir kampanya
  • Kredi kartı veriyorlar, kredi hizmeti veriyorlar ve bunlar kolay biçimde hallediliyor.
  • Mobil uygulamaları ve internet bankacılık işlemleri sorunsuz ve kolay tüm platformlarda uygulamaları mevcut. 
  • Yine mevduatınıza %10 faiz fena bir oran değil.
Dezavantajları: 
  • Öncelikle hiç profesyonel değiller, altyapı olmadan cumburlop pazardan pay kapmak için sektöre daldıkları belli. Aktif ileti denilen rezil kurye ile çalışıp imza için 5 defa kapıma geldiler. Elektronik imzamı alan kişinin elinde Turkcell T10 var ve bunla benim kimlik bilgilerimi çekip sistem atıyor, sonra sistemde kimlik bilgileriniz okunmadığı için Nuvo kartınız iptal edilmiştir mesajı alıyorum. Bu devirde T10'un kamerası ile fotoğraf çekersen okunmaz kardeşim. 2 ay boyunca kredi kartı sorunumu çözemediler. Alıp kullandığım Play Card'ımı sözleşme ellerine geçmediği için iptal ettiler (kurye göndermemiş) banane ! 
  • Sosyal medya hesapları 0 müşteri desteği berbat, çalışanlar ne iş yaptıklarından habersiz hatta Nuvo ne diyenler bile duydum ilk başta. O kadar sistemsiz kötü bir yapı. 
  • Gelen kartla paket içeriğine bakınca bunlar bu işi müşteri odaklı değil kâr odaklı girmiş diyorsunuz dandik mi dandik bir paket ve bir tane telefonun ekranını silmek için hediye silecek :) Çok lazım ya. 
  • Tüm bu sorunlar ışığında Yapı Kredi Atmleri (bizim buradakiler) para çekebiliyoruz ama para yatıramıyoruz ne hikmetse. Sistemin bir diğer saçmalığı Yapı Kredi internet bankacılığına giriş yaparsak Nuvo üyeliğimiz iptal oluyor. Yahu sanane ister Nuvo'dan girerim ister YKY'den. 
  • Maalesef çok şey vaat eden fakat hiçbir şey sunmayan bir bankacılık hizmeti Nuvo. Uzak durun derim. Benim Nuvo'ya puanım 10/5
Bu listeye dahil etme gereği duymadığım Abank'ın MutluParam ve Denizbank Dijitaldeniz gibi birkaç dijital bankacılık hizmeti daha mevcut fakat bu üçü şu an zirveye oynuyor, o yüzden onları listeleme gereği duymadım. Sizlerde yorumlarınız ile avataj ve dezavataj olarak gördüğünüz noktaları bizimle paylaşabilirsiniz.


0 GENÇLER SANATINI KONUŞTURACAK!

 Son senelerde sanat alanında yapılan yatırımlar ve etkinlikler gün geçtikçe artıyor ve gelişiyor. Özellikle İstanbul’da hayat bulan bu tarz etkinliklerden biri var ki, çok kısa sürede hem kendine has tarzı hem de izlediği yol ile oldukça ses getirdi. Bundan 2 sene önce, ulaşılabilir sanat alternatifi olarak yola çıkan ve her yıl yeni sanatçıların üretimleriyle gelişen Mamut Art Project’ten bahsediyoruz. Mamut Art Project bu sene Akkök Holding’le birlikte yoluna devam ediyor. Akkök Holding gibi güçlü şirketlerin genç sanatçılara destek olması, hiç şüphesiz ülkemizde kültür sanatın gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli rol oynuyor. MAP’15 by Akkök hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, www.mamutartproject.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Proje, genç sanatçıları, koleksiyonerler, galeriler, kültür-sanat kurumları ve sanatseverlerle galeri, müze, atölye gibi alışılagelmiş mekanların dışında, bir araya getirmeyi hedefliyor.
İsmini de insanoğlunun mağaralarda keşfedilmiş ilk çizimlerinde en çok görülen figürlerden biri olan “mamut”tan alıyor. Bir başka deyişle, “Mamut” bu projede sanatçıların büyük kitlelere göstereceği ilk eserlerini simgeliyor.

mamut-art-sanat-yarışması

Mamut Art Project 2015 by Akkök’ün her yıl alanında uzman farklı isimlerden oluşan jürisi bu sene, Agah Uğur, Başak Şenova, Eda Kehale Argun, İnci Eviner ile Osman Erden'den oluşuyor. Jüri bu yıl başvuruda bulunan 1000’e yakın portfolyoyu değerlendirdi; yurtiçi ve dışından toplam 56 genç sanatçının 400 adet eserini sergilemeye layık buldu. Projeye bu yıl İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Diyarbakır, Konya, Nevşehir, Van, Karabük, Malatya, Kırklareli, Edirne’den genç sanatçılar da ilgi gösterdi. Mamut Art Project 2015 by Akkök, bu sene sınırlarını Türkiye dışına taşıyarak Fransa, Ukrayna, Almanya, ABD, Avustralya, Hollanda, Bulgaristan, İsviçre, İran’dan sanatçıların da ilgisini çekti.
mamut-art-sanat

Nerden çıktı bu Mamut?
Bu yıl 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta düzenlenecek olan Mamut Art Project by Akkök, fotoğraf eğitimi alan Seren Kohen’in girişimi ve sanat tarihi ve kültür politikaları üzerine çalışmalar yapan Tuba Kocakaya’nın sanat direktörlüğünde gerçekleşiyor.
Mamut Art Project 2015 by Akkök, her sene sanatseverlere yeni sanatçıları keşfetmeleri ve uygun fiyatlar ile ilk koleksiyonerlik adımlarını atabilmeleri için alternatif bir platform yaratıyor.
mamut-art-sanat

Bu sene sanatseverleri neler bekliyor?
Genç sanatçıların eğilimlerini, değişen trendleri yansıtan önemli bir platform olma rolünü de üstlenen Mamut Art Project 2015 by Akkök sergisine gelenler özellikle resim alanında bu sene farklı tarz ve tekniklerdeki çalışmaları görme fırsatı bulacaklar. Sergide ayrıca video art çalışmalarının yanı sıra fotoğraf ve güncel sanatın giderek gelişen ve cazibesi artan bir alanı olarak nitelendirilen sound art örnekleri de 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta izleyici ile buluşacak.
Bu günlerde karşınıza “Mamut çıkabilir!” dikkatli olun… 
Mamut Art Project 2015 by Akkök projesi çerçevesinde Pera, Sakızağacı, Maçka, Pangaltı, Etiler Akmerkez, Bağdat Cad. Kaya Taksi başta olmak üzere İstanbul genelindeki taksi duraklarında “Mamut sağolsun!” yazılı taksilere rastlayabilirsiniz.
Siz de eserinizi sergileme şansı yakalayın!
Akkök Holding ve Mamut Art Project’in birlikte gerçekleştirdiği #yourartismyheart etkinliğine katılan 3 kişi eserini etkinlik süresince Akkök Lounge’da sergileme imkanına sahip olacak. Katılmak için çektiğiniz fotoğrafı Instagram ya da  Twitter hesabınızdan #yourartismyheart hashtagiyle paylaşmanız gerekiyor. Yarışma hakkındaki detayları www.yourartismyheart.com adresinde görebilirsiniz. Ayrıca gönderdiğiniz fotoğrafın daha fazla oy alması için buradan arkadaşlarınıza da gönderebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

0 Sait Faik Abasıyanık-Tüneldeki Çocuk Hikâyesi Sesli

tüneldeki-çocuk-sait-faik-sesli-kitap
Sait Faik-Tüneldeki Çocuk Hikâyesi Sesli Kitap
Sait Faik Abasıyanık'ın Tüneldeki Çocuk hikâyesini okumak isteyenler için sunacağım metinden okuyabilirler. Bu yazıda sizlere hem Tüneldeki Çocuk hikâyesini sunmak hem de ilk amatör hikâye seslendirme denemesi olan Tüneldeki Çocuk seslendirmesini sunmak istedim. Bunu sadece medeni cesaret olarak bile değerlendirebilirsiniz. Hikâye ve roman seslendiren kişi sayısı çok az ve görme engelli insanlar için bu iyi bir alternatif. Neticede hepimiz bu dünyaya aydınlık bakamıyoruz maalesef. Bu çalışmam tamamen amatör bir biçimde cep telefonuma kurmuş olduğum bir yazılım ile evde kısa sürede yaptığım daha evvel de ifade ettiğim gibi amatör bir hikâye seslendirmesidir ve eleştiriye açıktır :) Aşağıda hem seslendirmem hem de metinin tamamı mevcut. 

TÜNELDEKİ ÇOCUK-SAİT FAİK ABASIYANIK

0 Türk Edebiyatında Gerçeküstücülük-Sürrealizm

gerçeküstücülük-türk-edebiyatı
Türk Edebiyatında Sürrealizm-Gerçeküstücülük
Sürrealizm yani gerçeküstücülüğün Türk edebiyatındaki tesirlerine değineceğimiz bu yazı aslına bakarsanız internet ortamında dadaizm hakkında tarama yaparken denk geldiğim ve oldukça hoşuma giden kısa ve bilgilendirici bir yazının alıntılanması şeklinde burada yer alacak. Yazı sanırım Gergedan Dergisi Gerçeküstücülük Özel Sayı'sından alınma. Yazıya başlamadan önce sürrealizm-gerçeküstücülük nedir bir tanımlayalım.

Gerçeküstücülük-Sürrealizm Nedir ? 

20. yüzyılın başlarında André Breton tarafından Freud'un görüşlerine (psikanaliz yöntemi) dayanılarak açılan bir sanat akımıdır. Sürrealizmin bilgi ve esin kaynağı olan Freud'a göre, insanoğlunun dış dünyasından edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş (rüya, yarı rüya) durumunda çözülerek ortaya çıkar. Sürrealistler. Freud'un bu görüşünü edebiyata uygulamışlar ve bir anlamda bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliğini savunmuşlardır.

André Breton, sürrealizmle ilgili düşüncelerini şu sözlerle açıklar: "Sürrealizm, bugüne kadar ihmal edilmiş olan bazı çağrışım biçimlerinin yüksek gerçekliği, rüyanın büyük kudreti, düşüncenin karşılıksız oyunu hakkındaki inanışa dayanıyor. Sürrealizm, diğer bütün ruhsal mekanizmaları tamamen ortadan kaldırmayı ve hayatın başlıca sorunlarının çözümünde onların yerini almayı amaç edinir. Sürrealizm, 20. yüzyılın en önemli düşünce hareketlerinden biri sayılır. Günümüzün hemen bütün sanat kollarında bu akımın etkisi görülür.

Gerçeküstücülük ve Türk Edebiyatı 

Gerçeküstücülükten ilk söz edenlerden biri Mehmet Behçet Yazar. Yazar'ın Genç Şairlerimiz ve Eserleri (1936) adlı yapıtında Dada ve sürrealizm akımlarına değinilmiş, belirli bir tanımlama yapılmış ve Türk şiirinde o güne göre bu akımlara yaklaşmış şairlerden söz edilmiş, örnekler de verilmiş.


Tahir Olgun da 1936'da yayımladığı Edebiyat Lügati’nde “sürrealizm” maddesinde Mehmet Behçet Yazar'a gönderme yapmış, sonra da onun o konuda bütün dediklerini alıntılamış:

Sürrealizm Avrupa'da yeni ve edebi bir meslek imiş. Bay Behçet Yazar’ın Genç Şairler ve Eserleri isimli kitabında deniliyor ki “Dadaizmin müfrit bir cereyanı olduğu tahmin edilen surrealisme de san'atkârın iradesini şiirden nez ederek kendisini tesadüfün cereyanına sevk eden bir yoldur. Kendimizi sevk-i tabiimize bırakmak suretiyle inconcient âlemle temasımızı muhafaza edebileceğimize kani olan bu cereyanın da diğerleri gibi Avrupa edebiyatında müteaddit yolcuları vardır. Surrealisme cereyanını 1868'de yarı deli bir halde bulunan Lautreamont adlı bir gence irca ederler...

Ercümend Behzat'ın şu parçası bunun modeli imiş:

Ressam, marangoz

İşçi, elektrik, toz

Duman:

Harman.

Sök ve tak, atla koş!

Emir alan, emir veren...

Çakan, kuran, deviren

Dur yakma... Yak! pat!

Bir tabanca mı? Hayır, bin vatlık iri

Ampullerden biri

Yerde tuz

Buz!



Tahir Olgun'un "Lügat"ında Dadaizm maddesi de sözcüğü sözcüğüne Yazar'ın kitabından alınmıştır: "Dadaizm, çocukların kekelemesini, dadısını model tutarak ve hisse dayanıp fikri ve hafızayı inkâr ve ifadenin en son karışık şeklini isdihdaf ederek abes'in, manasızın zaferini alkışlayan bir yoldur. Bay Mümtaz Zeki'nin şu parçası dadaizmin bir modeli imiş:

Hayti Adaları
Bir istiridye bizim ada
dada
dada
dada
Benim istiridye adamın incisidir
dadam
dadam
Dadam derken çıldıracak adam..!


Mehmet Behçet Yazar'ın ve Tahir Olgun'un kitapları gerçeküstücülüğün çok yeni bir olgu sayılmasa bile gücünü ve etkilerini yitirmediği bir dönemde yayınlanmış. O tarihte Londra'da Uluslararası Gerçeküstücü Sergisi açılıyor. Breton'la Éluard arasında daha bir kopuşma yok. Ama bazı edebiyat tarihçilerinin günümüzde de gerçeküstücülüğü Mehmet Behçet Yazar'ın 1936'daki sözlerini olduğu gibi aktararak tanımlama yoluna gittiklerini söylersek, ülkemizde bu konudaki yabancılığı ya da duyarsızlığı anlatmış oluruz. Sözgelimi, açalım İnkılap Kitabevi'nin yayınlarını...
Gerçeküstücülük Antolojisi yayınlandığı yıl, Garip kuşağı 50, İkinci Yeni kuşağı 35 yaşı dönmüş bulunuyordu.
Türk edebiyatında Dada ve gerçeküstücülükle ilişkiler yönünden ileriki yıllarda da yukarda anılan iki şair üzerinde özellikle durulmuştur. Behçet Necatigil Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü’nde Lav'ın "Gerçeküstücülük, fütürizm, kübizm" gibi şiir akımlarını denedikten sonra hümanist bir görüşe bağlandığını söyler. "Kübizm de nerden çıktı?" diye düşündürür bizi. Şükran Kurdakul Şairler ve Yazarlar Sözlüğü'nde Doğan Hızlan'ın aynı yöndeki yargısını paylaşır; Memet Fuat ve Atilla Özkırımlı da Lav'ın şiiri için aşağı yukarı aynı sözleri söylerler. Memet Fuat, Lav'ın gerçeküstücü yanını serbest veznin bir kolu olarak da değerlendirir.
Aynı yazarlar Mümtaz Zeki Taşkın' ın dadacılığı ya da Dada'ya öykünmesi konusunda da birleşmiş gibidirler.
Bence fütürizm bir yerde Dada ile birleşebilir, bazı yanlarıyla üst üste gelebilir belki; Dada'ya fütürizmin bir noktada negatifi olarak bakılabileceğini söyleyenler de çıkmış; ama aynı şair hem fütürist, hem gerçeküstücü olamaz. Fütürizm, sistemin tersini oluşturarak var olmak ister; yani kendisi de bir sistemdir. Gerçeküstücülük ise doğrudan sisteme karşı bir akım. Çok büyük, temel bir ayrım var aralarında. Lav, o döneminde birçok bakımdan belirememiş, şiirsel ve düşünsel seçme'ye adım atamamış bir sanatçı; her şey serpinti, her şey izlenim halinde onda; yine de bir taçyaprak, ama çiçektozunu bilmiyor, gelmesini de isteme olanağı yok. Bu yüzden çeşitli akımların etkisini, çelişik de olsa, taşımıştır. Yanlış anlaşılmış bir gerçeklik duygusuyla çalışan ressamlar vardır; bu çalışmaları onları olduklarından başka türlü gösterir. Lav'ın şiiri de öyle. Sesi fazlaca öne alma kaygısıyla dize aralarında sıralanan rastlantı dizileri, salt fonetik nitelikteki bu şairde sanki-sürrealist, sanki-fütürist bir yan bulunduğu izlemini uyandırmıştır. Fütürizmde de, gerçeküstücülükte de aile, yurt, din gerçeklerine ve klasik idealizm kavramına karşı bir tavır vardır. Lav ise, özellikle o evresinde, sadece bir ses olarak kalmıştır; gürültü olarak ses... Ortamı, hava koşulu, dil eti, şiirsel ve ekinsel bir mirası yok.
Nazım'ın gerçekleştirdiği şiir, evrenselliğin yanı sıra Türkçe’nin, Anadolu kültürünün içinde de devinen bir şiirdir. Lav'ın Nazım'ı andırışı serbest vezne geçişin ilk tutukluğu ile açıklanabilir. Nazım o evreyi hemen aştı, en lepiska şiiri de o yazdı. Lav ise sonuna dek öyle kaldı. Kekemeliği ile gerçeküstücü, tutukluğu ile fütürist ve ilk günlerindeki bir Nazım gibi görüldü.
Mümtaz Zeki Taşkın'da ise Dada'nın gümbürtüsünü hiç bulamayız. Mehmet Behçet Yazar'ın örnek gösterdiği ve içinde "Dada" sözcüğü geçen, ama, kafiye hatırı için hemeninden "ada" sözcüğüne bağlanan, şiirsel varoluşu da bundan ibaret kalan parçayı ele alalım. Mümtaz Zeki Taşkın'ın durumu da gösteriyor ki Türk şiirinde doğrudan bir Dada etkisi olmamış. Dadacı olduğunu söyleyen tek Türk şairi için yıllarca önce Günübirlik'te şöyle demişim: "Ona dadacı diyebilir miyiz? Mümtaz Zeki Taşkın'ın yapıtında özgün görünme çabası o yapıtı uyumsuzluklardan tat devşirmeye götürür. Ama bu yalnız kuruluş ve biçim yönündendir. Bir 'her şeyi yıkma' merakı yoktur Taşkın'da. Uygarlığa, edebiyata, düşünceye karşı açılmış bir yaylım ateş hiç yoktur. Mümtaz Zeki Taşkın kuralsızı değil de, bazı kural dışılıkları (o da şiirin yalnız fizik yapısında) denemek istemiştir. Nitekim bu şair, dadacı olduğunu söylediği deneylerden hemen sonra en ussal, daha doğrusu en didaktik bir şiire, çocuk şiirleri yazma sürecine girecektir."
Dada'dan didaktizme geçilemez. Gerçeküstücülükten toplumculuğa geçmeyle karşılaştırmayalım bunu.
Aynı yazıdan:
Ekim 1937'de Varlık dergisinde Orhan Veli ile Oktay Rifat'ın yayınladıkları "Sürrealist Oyunlardan Diyalog" adlı ortak parçadan, Garipçilerin çıkışlarında gerçeküstücü, biraz da dadacı esinlerle yüklü oldukları görülüyor. Aragon'un Le Mouvement Perpetuel (Sürekli Devinim) adlı kitabındaki "Une Fois Pour Toute" parçasıyla hemen hemen aynı demeyeceksek, koşut sözcüğüyle açıklayabileceğimiz o yazıda görmezden gelinemeyen bir şey daha var: kimi sorular ve karşılıkları gerçekdışı, kimileri de düşünceye bağlı. Garipçiler bu iki öğeden ussal olanı seçmişlerdir."
Şöyle de demişlerdir Garipçiler: "Sürrealizmle burada bahsettiğim(iz) iştiraklar haricinde hiçbir alakamız olmadığı gibi herhangi bir edebi mekteple de bağlılığımız mevcut değildir."
garipçiler-orhan-veli

1940'larda palazlanmaya başlayan ve kısa sürede toplumcu yergi planına kayan Garip kuşağının gerçeküstücülükten kaçınması biraz da, Batı’da, özellikle Fransa'da, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği'nde temeli atılan sosyalist gerçekçiliğin ağırlık kazanmasından kaynaklanmıştır. Sosyalist gerçekçiliğin etkileri de Fransa'daki direniş olgusunda yer almış eski gerçeküstücü şairler ve sanatçılar kanalıyla olmuştur: Aragon, Éluard... Bu da Garipçilerin gerçeküstücülüğe alttan da olsa bir sevgileri olduğunu gösterir. Savaş sonunda gerçeküstücülük gücünü büyük ölçüde yitirdi. Liberasyon değerleri direniş terimlerinden toplumcu terimlere geçti. Yaprak dergisi bu geçişin Türkçe içinde el yordamıyla aranışların, o arada bir kararsızlığın öyküsü olarak da anılmahdır. Türk şairi gerçeküstücülüğün Stalin-Troçki çatışmasında Troçki'nin yenik düşmesiyle gözden düştüğü gerçeğini anlayamadı. 1940 kuşağı da denen şairlerin hayat dramlarının yarattığı baskı Türk yazarında ve okurunda gerçeküstücülüğü burjuvaziyle, kapitalizmle, gericilikle yalnız onlarla bir tutma duygusu yaratmıştır. İmge şiirden sürüldü. Hatta bir anlamda ayıp da sayıldı.
Atilla Özkırımlı İkinci Yeni şairlerinin gerçeküstücülükten daha bir "bilinçli" olarak yararlandıkları kanısında. Bu düşünceye katılamıyorum. İkinci Yeni'yi başlatan ve ona sonradan katılan şairler gerçeküstücülüğü bilmiyorlardı. Yine de bu şairlerin ürünlerinde gerçeküstü öğelere sık sık rastlanmıştır. Parça parça, çıkma olarak, sürçüp düşme olarak, arayışın vardığı uçlardan biri olarak. Büyük harfle yazılan, tarihte belli bir akımın adı olan bir Gerçeküstücülük var. Bir de o akımdan önce görülmüş ve dünyada şiir yazıldıkça görülecek olan bir gerçeküstü. Bu ikincisi, özellikle de ikincinin ikincisi şairin tartışılmaz terekesidir.
Şiirlerindeki masalsı gelişimden ötürü 15. yüzyıl halk şairi Kaygusuz Abdal'da gerçeküstücü yanlar bulanlar olmuştur. Esrarı fazla kaçırdığı ve tasavvuf neşesini taşırdığı zaman Kaygusuz'un kelamı bir güzel saptırdığı ve alışılmadık biçimlere yöneldiği bir gerçek. Ama bunun gerçeküstücülükle bir ilgisi olamaz elbet. Yine de şiirinde anonim tekerlemeye yer verdiğinde o ilişki kurulur gibi de olur.
Tekerlemenin İngilizce karşılığı olan "Jingle" sözcüğünün bir anlamı da "vezinsiz şiir."
Yıllar önce, Ankara'da, bir sahafta Paul Leautaud'nun antolojisini bulmuştum. Kitap Asaf Halet Çelebi'ninmiş. Gerçeküstü öncesi şairlerin dizelerinin hemen hepsinin altını çizmişti Çelebi. "Somut malzemeyle soyut dünya yaratmak" isteyen bu şair gerçeküstüne Dünyanın Damı'ndan bakıyordu ve durumunun ayrımına varamamıştı.
İlhan Berk, Ece Ayhan, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ahmet Oktay, Özdemir Asaf, Enis Batur, Akif Kurtuluş.
Sözün kısası, edebiyatımızda gerçeküstücülük olmadı; İtalya'da, Yugoslavya'da, İspanya'da, Paraguay'da, Venezuela'da, Arjantin'de, Kolombiya'da rastlanan biçimde bir akım belirmedi; ama gerçeküstü'ne özellikle 1950'li yıllardan sonra çok sık rastlıyoruz.
İmgenin varlığı gerçeküstü'ne de her zaman olanak tanır.
Tekerlemelere dönelim yine. Çocuk oyunlarını düşünelim. Yandaki sütunlara aldığım iki tekerleme, özellikle de birincisi, gerçeküstünün Türkçedeki doruk noktasını gösteriyor. Breton görse hayıflanırdı.
Gerçeküstü edebiyatımıza fazla girmemiş. Hayatımızda edebiyatımızdakinden daha çok yeri var gerçeküstü'nün.

0 Cinsiyet Soykırımı-Özgecan Aslan

özgecan-cinayeti--kadınlar
Özge'Canımız anısına

İnsanoğlu var olduğundan beri kadınlar her daim toplumlarda bir eşya, bir madde,adeta montunuzu çıkarıp asabileceğiniz bir portmanto muamelesi görmüş ve görmeye devam ediyor. 21. yüzyılın Türkiye'si hatta dünyasının en temel problemi şüphesiz kadınlar, cinsiyet ayrımı, kadının toplumdaki yeri ve önemi. Özgecan'ın öldürülmesi ile ülkemizde kadın gerçeği bir tokat gibi bir kez daha yüzümüze çarptı. Maktül ve katil bu süreçte hiç değişmedi. Türkiye'deki durum gösteriyor ki maalesef bu ülkede bir cins soykırımı mevcut.

 Kadın ne sizin kendi arzularınızı tatmin edebileceğiniz bir vajinadan ibaret bir varlık ne de sizin her dediğinizi yapacak bir dadı. Biz adamların bunu iyi anlaması gerek. Adam diyorum çünkü toplumumuzda erkek ve adam kavramı birbirine karışmış durumda. Erkeklik size Tanrı tarafından verilmiş bir şey. Erkek olabilirsiniz fakat adam olmak farklı meziyetler ister. Mesele Can'ımızı katleden Suphi Altındöken ? Ne derece adamdı  sorarım sizlere ? Yahut sokak ortasında eşini döverek öldüren erkeklere nasıl adam diyebilirsiniz ? 2008 yılından itibaren bu ülkede şiddet v.b nedenler ile ölen kadın sayısı 1156. Evet yanlış duymadınız 1200'e yakın kadın eşleri tarafından öldürüldü ve öldürülmeye devam ediyor. Aşağıdaki tablo 2009 Adalet Bakanlığı verileri size durumu daha iyi izah edebilir

kadın-cinayetleri-istatistikleri
 Özgecan'ın katli bu toplumun kanayan yarasını bir kere daha ortaya çıkardı. Fakat burada benim tenkit etmek istediğim bir husus söz konusu. 2015 yılında Türkiye Cumhuriyeti topraklarında gencecik bir kadın tecavüze uğrayıp katlediliyor ve biz toplum olarak birlik, dirlik içerisinde bu duruma tepki göstermek yerine, işin siyasi boyutuna(hükümet-muhalefet atışması) ve medya maymunlarının söylediği zırvalıklara(Nihat Doğan) takılıyoruz. Hangi aklı başında kişi bu saçmalıklar ile uğraşmak yerine biz toplumun bu kanayan yarasını nasıl birlikte çözeriz mesajı verecek doğrusu çok merak ediyorum. Failler elbetteki cezayı çekecek, çekmeli de. Bizim burada üzerinde durmamız gereken asıl mevzu bu sorunun yani kadın cinayeti terörünün nasıl sona ereceği ? Aklı başında bir hükümet olsa bana göre bu konuda okullarda seçmeli dersler okutur, insan haklarına vurgu yapar, pedagogları, sosyologları bu konuda görevlendirir ve toplumsal anketler yapar fakat nerede bu ülkenin siyasilerinde (hükümeti-muhalefeti) o düşünce. 

 Ben de dahil pek çoğumuzun dilinden düşürmediği "Karı gibi gülme" lafı dahi bu toplumun erkeklerinin bilinçaltının bir haritasıdır aslına bakarsanız. Kız kısmı okuyupta ne yapacak evde otursun diyen amcaların hastaneye gittiklerinde karıma-kızıma kadın doktor baksın dedikleri bir toplumdan söz ediyoruz. Namusu iki bacak arasından ibaret gören tüm toplumlar Şark veya Garp farketmez bu tarz sapık zihniyetleri ve çelişkileri bünyelerinde bulundurmak mecburiyeti taşırlar.

özgecan-arslan

Tüm toplumlarda eğitim önce aileden başlar. Bir baba şerefli, namuslu ise çocukları da şerefli ve namusludur. Bir erkek evladın adam olma süreci babasının adam olup olmadığı ile ölçülür. Çocuk ailede kavga, şiddet arasında büyürse ilerde o da aynını kendi eşine yapacaktır. Bu yüzden anne-baba eğitimi bu toplumda olması gereken uygulamalardan birisidir. Üniversitede değerli hocam Yusuf Yanartaş sık sık tekrar eder derslerde: "Hep söylerim bu toplumda analık-babalık okulu da olmalı" Gerçekten bu söze katılmamak mümkün değil. İnsanlar öğütleri ile çocuklarına yol verirken yaptıkları ile kötü örnek oluyorlar ve eylemleri ile söylemleri çelişiyor. Toplumun ve devletin birlikte bu duruma çare bulması gerekmekte. Fakat bunun için ne kadar çalışıyoruz orası ise tam bir muamma.

 Anneleri cennetin sahibi olarak gören bir peygamberin ümmeti olarak bizler bugün kadına bir eşya hüvviyeti vermekten onu doğuran, aş pişiren bir yaratık olmaktan öteye taşıdık mı ? İşte bu kocaman bir soru işareti. Özge'Can kardeşime Allah'dan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Yazımı bozkırın tezenesinin şu sözleri ile bitirmek uygun düşer diye düşündüm. Belki de en beliğ ifade budur durumumuz açısından:

“Kadınlar insandır, biz insanoğlu”
Neşet Ertaş

0 Sosyal Sorumluluğun Güzel Bir Örneği-Duyan Eller

Samsung duyan eller projesi
Samsung Sosyal Sorumluluk Projesi-Duyan Eller

Samsung Duyan Eller sosyal sorumluluk projesini konu alan bu yazımda sizlere yakın dönemde sosyal medyada yayınlanan ve Samsung tarafından hazırlanan işitme engellilere yönelik bir projeden söz etmek istiyorum. Biliyorsunuz ki ülkemizde ve tüm dünyada doğuştan veya sonradan oluşan sebepler nedeni ile bir çok engelli vatandaşımız bulunmakta. Engelli kelimesini de öteden beri hoş bulmam ve ayrıştırıcı dışlayıcı bir kelime olarak görmüşümdür. Daha nahif daha güzel bir kelime türetmek hepimiz için en güzeli olabilir kimileri bunun için "farklılaşmış" sözcüğünü öneriyor.

 Yazımızın esas konusu kelime tartışması değil elbette. Son dönemde markaların toplumu etkileme ve marka algısı yaratma uğruna yaptığı pek çok sosyal medya reklamı mevcut hep birlikte yeni girişimler farklı ve kaliteli işler görüyoruz. Fakat Samsung Türkiye ekibi bizim genelde yurtdışındaki firmaların reklamlarından aşina olduğumuz bir sosyal sorumluluk projesine imza atarak "Samsung Duyan Eller" projesini hayata geçirdi. Peki bu Duyan Eller projesi neyin nesi ?



Yukarıda izleyeceğiniz video Samsung ekibi tarafından hazırlanmış ve işitme engelli bir kardeşimiz olan Muharrem'i mutlu eden ve ben de dahi bir çok kişinin gözünden yaş getiren bu projenin tanıtım videosu. Peki bu videoyu etkili kılan ne ? İyi bir ekip çalışması ve hiçbir şeyden haberi olmayan işitme engelli bir gencin mahalledeki sıradan bir gününde herkesin kendisi ile işaret dilini bilerek konuşması sonrasındaki şaşkınlığı ve mutlu oluşu elbette. Duygusal bir toplum yapımız var evet ve Samsung da bizi tam buradan vuruyor. Videoyu izlemenizde fayda var. Fakat benim için asıl önem arz eden kısım işin dram kısmından ziyade uygulama kısmı. 

 Samsung Türkiye ekibi işitme engelli vatandaşlarımızı düşünüp 
http://www.samsung.com/tr/duyaneller/index.html adresinde bir görüntülü çağrı merkezi oluşturmuş. Hafta içi 09 ile 18 saatleri arasında işitme engelli vatandaşlarımız sisteme bağlanarak teknoloji alanında  istedikleri konuda yardım alabiliyorlar. Tele-konferans yöntemi ile işleyen sistem de kullanıcı bilgisayarının ön kamerası vasıtası ile görüntülü ve canlı olarak karşısındaki ile işaret dili vasıtası ile yardımlaşabiliyor. Türkiye'de 2010 TÜİK sağlık verilerine göre 3 milyon işitme engelli insanın olduğunu göz önünde bulundurursak bu ve bunun gibi sosyal sorumluluk projeleri elbetteki marka odaklı olsalar da güzel şeylerdir ve devamının gelmesini dilemek hepimizin boynunun borcudur.

Not: Güney Kore'li teknoloji üreticisi Samsung elbetteki Kapitalist sistemin bir parçası olarak bu videoyu ve işi sempati kazanmak ve marka algısını kuvvetlendirmek adına yapmıştır, fakat yapılan bu çalışma bize şu günlerde insan olduğumuzu hatırlatması ve çevremizde yer alan engelli insanların durumu hakkında biz de farkındalık yaratması bakımından takdir edilesidir.

0 Kalabalık Sınıf Tenha Cüzdan-Atanamayan Öğretmenler

Kalabalık Sınıf Tenha Cüzdan-Atanamayan Öğretmenler
Kalabalık Sınıf  Tenha Cüzdan-Atanamayan Öğretmenler

 Bloğumda beğendiğim köşe yazılarını paylaşmayı seviyorum ve bugün sizlere Radikal'in internet sayfasında yayınlanan ve oldukça çarpıcı istatistiklerden oluşan bir köşe yazısını aktaracağım, okumanızda fayda var zira durum hiç de iç açıcı değil. Mezun olacak ve atama bekleyecek bir öğretmen adayı olarak burada yazılan sayısal gerçekleri gördükten sonra insan gerçekten bu kadarına da pes diyor. Bir gün o güzel günleri görebilir miyiz, bilemiyorum fakat öğretmen konusu bu ülkenin en ciddi biçimde ele alınması gereken mevzularından birisidir. Başkanlık sistemi için bu kadar yaygara koparacağınıza atanamayan öğretmenlere çare bulmanız en mantıklısı sayın vekiller.

     Neredeyse fenomen haline gelen "atanamayan" öğretmenlerden 40 bini bugünlerde atanmış olacak. Bu öğretmenlerimiz, ülkeyi refaha kavuşturacak hamlelerin mimarlarını yetiştirecekler. Bu konuda onlara düşen yük büyük ancak bu yükün ağırlığı altında eziliyorlar yıllardır. Nedenine gelince, aşağıda ilköğretimde derslik başına düşen öğrenci sayıları var. Grafiğe bakıp 40-50 tane 6 yaşındaki çocuğu bir sınıfta hayal etmenizi istiyorum.
oecd-derslik-öğrenci-verileri
Şimdi de, öğretmenlerimiz ülkemizi süper lige taşıyacak çocukları bu sınıflardan nasıl çıkarabilir bir düşünün? Sınıf mevcudu neden önemli peki? Bu konuda yapılan en güvenilir ve uzun soluklu olan bir araştırmaya göre, 40 kişilik bir sınıfta okuyan öğrenci, 25 kişilik bir sınıfta okuyan öğrenciden, ilkokuldan mezun olduğunda, 1 yıl geride oluyor ve yarışı daha başlamadan kaybediyor. Uzmanlar, ideal sınıf mevcudunun 16-24 arasında olması gerektiği konusunda az çok hemfikirler. Bu rakamlara ulaşan ülkelerin refah düzeyi çok net şekilde aşağıdaki grafikte görülüyor. OECD ülkeleri içerisinde en kalabalık sınıflar bizde ve sınıf mevcudu ile ülke olarak zenginliğimiz arasında ters bir orantı var.
atanamayan öğretmen
Şimdi gelelim 40 bin atamaya. Yukarıda bahsettiğim sınıf kalabalıklığını azaltmak için artırmamız gereken iki temel unsurdan biri öğretmen ataması diğeri ise derslik sayısı. Peki bu durumu fark edip gerekli iyileştirmeleri yapabilmiş miyiz bir bakalım? Aşağıdaki tablo bu anlamda durumu açıklıyor: Son 10 yılda net olarak 162 bin öğretmen atanmış, 122 bin derslik açılmış, buna karşın öğrenci sayısında da aynı dönemde 3.1 milyonluk bir artış olmuş. Kısaca, öğretmen ve derslik sayısı artışları, öğrenci sayısındaki artışı ancak karşılayabilmiş; sınıfların mevcutlarının azalmasına pek etkisi olmamış. Bunun yanı sıra, eğitime milli gelirden ayrılan miktarda da önemli bir değişiklik görülmüyor: Son 10 yılda ortalama %2,5 ayırmışız. Meksika, G.Kore ve Brezilya gibi ülkeler ise bizim neredeyse iki katımız kadar ayırıyor. Oysa yapısal reformlar yıllar itibarı ile artırıldığında oluşacak tablo bir önceki grafikte net olarak görülmekte. Sınıf mevcudunu 20'li rakamlara çekebildiğimizde, kişi başına milli gelir uzun vadede neredeyse iki katına yani 20 bin dolara çıkıyor. Bunu yapabilecek öğretmen birikimine, toplumsal bilince ve hasbelkader kaynağa da sahibiz, dolayısıyla önümüzdeki yıllarda eğitime ayrılan bütçeyi ne pahasına olursa olsun artırmalı.

meb-öğrenci-artışı Biz büyük düşünüp, mega projeleri mini çabalarla yapabilen çalışkan bir milletiz. Şimdi büyük düşünelim, 40 bin değil de tüm öğretmen açığını kapatacak şekilde yani 200 bin öğretmen ataması yaptığımızı varsayalım (Bu arada öğretmenleri merkezi sistemle atama garabetinin başka bir yazı konusu olduğunu not edeyim.). Bu ek olarak, 160 bin öğretmenin yıllık maliyeti ne kadar söyleyeyim: yıllık 6 milyar TL kadar. Sadece sigaradan toplanan 1 yıllık verginin 22 milyar TL olduğunu ve Kanal İstanbul için 22 milyar TL bir bütçenin konuşulduğunu hatırlarsak aslında bu mega projenin de ne kadar mini bir çabayla yapılabileceğini çok net görebiliriz.  

Yazının başlığında adı geçen Alibaba bu günlerde Amerika'da piyasaya açılan Çinli bir İngilizce öğretmeninin kurduğu web sitesi. Şirketin değeri 160 milyar dolar civarında, bir başka ifade ile, Türkiye'nin milli gelirinin neredeyse dörtte biri. Eğer ülke olarak mega projelerimizi kendimiz hayata geçiremezsek, başka ülkelerin başarılarını seyretmeye devam edeceğiz.

Not: Bu yazıda elbette sınıf mevcudunu azaltalım, sınıfları artıralım, sonrasında öğrenciler cin gibi olacak gibi bir iddiada bulunmuyorum; zira, öğretmen yetiştirme politikaları, sınıflardaki eğitim materyalleri de çok önemli ancak onu düşünmek için öncelikle bu ikisinin elde olması lazım.


* Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Şirin-Bahçeşehir Üniversitesi

Yukarı Çık

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Yapılacaklar

#Kitap Oku!
#Araştır!
#Sorgula!
#Düşün!
#Güzel Filmler İzle!
#Şiir Oku!
#Sokağa Çık Dolaş!
#Günlük Tut!
#Sevdiklerine Vakit Ayır!